28 Mart 2013 Perşembe

Dr. Parnassus izle full izle The Imaginarium of Doctor Parnassus izle online izle (2010) Türkçe DUBLAJ Johnny Depp

Dr. Parnassus filmini izle, The Imaginarium Of Doctor Parnassus Filmini Online izleyin, Dr. Parnassus full online seyret full izle, The Imaginarium Of Doctor Parnassus filmi online izle, Dr. Parnassus sinema full HD izle, Dr. Parnassus film izle, The Imaginarium Of Doctor Parnassus filmini direk izle, Dr. Parnassus Filmi seyret full, Dr. Parnassus Filmini bedava izle, Film The Imaginarium Of Doctor Parnassus hd izle
IMDB Puanı 7.1/10
Yapım:2010 - Kanada, İngiltere, Fransa
Tür:Macera, Fantastik, Gizem
Yönetmen:Terry Gilliam
Senaryo:Terry Gilliam , Charles McKeown
Oyuncular
Johnny Depp (Tony1) , Jude Law (Tony2) , Heath Ledger (Tony) , Colin Farrell (Tony3) , Onlineizleyin.org, Christopher Plummer (Doktor Parnassus) , Lily Cole (Valentine)
Filmin Konusu
The Imaginarium of Doctor Parnassus günümüzde geçen bir fantastik ahlak hikayesidir. İzleyicilere, ışık ile eğlence ya da karanlık ve kasvet arasında seçim yapma konusunda karşı koyulmaz bir fırsat sunan gezgin bir gösteri olan olağanüstü ‘Imaginarium’un ve Dr Parnassus’un hikayesini anlatmaktadır.
İnsanların düş gücünü etkileme konusunda olağanüstü bir yeteneğe sahip olan Doktor Parnassus karanlık bir sır ile lanetlenmiştir. Müzmin bir kumarbaz olan Parnassus şeytan Bay Nick ile binlerce yıl önce bir iddiaya girer ve ölümsüzlüğü kazanır. Yüzyıllar sonra, tek gerçek aşkıyla karşılaşınca Dr. Parnassus şeytanla bir başka anlaşma yapar, kızının 16 yaşına ulaştığı gün Bay Nick’in mülkiyetine geçmesi şartıyla, ölümsüzlük karşılığında gençliğe ulaşır...iyi seyirler diliyoruz..

FILMIN FRAGMANI:




VIDEOSLASHER İZLEME SEÇENEĞİ:

Önce "Close Ad and Watch as Free User" yazısına basınız ardından açılan sayfayı kapatıp “Start Video Now” yazısına bastıktan sonra film başlayacaktır kesintisiz, problemsiz izleyebilirsiniz. Keyifli seyirler.. Onlineizleyin.org

4 yorum:

  1. Adsız22:42

    Oyuncuların , özellikle deppin, hatrına izlediğim ancak başından sonuna kadar sıkıldığım en sonunda artık bitsin diye yalvardığım bir film ... izlemenizi tavsiye etmem

    YanıtlaSil
  2. Adsız13:43

    Heath Ledger’ın anısına…

    “Imaginarium of the Dr. Parnassus”…aslında bu hafta vizyona giren filmler arasında yazmayı düşündüğüm “Dr. Parnassus” değildi. Ama Heath Ledger’ı kendimce anmak, selamlamak istedim.

    Genç aktör Heath Ledger’ın ani ölümü sinema sektörünü şok etmişti biliyorsunuz, hatta hepimizi. Ölümü zaten yeteri kadar üzücüyken, daha film tamamlanmadan ölmesi de bir filmin başına gelebilecek en kötü şeyi yaşattı. Film tamamlanamadı, sahneler yarım kaldı…Bu yüzden sinemanın üç önemli ismi bu projede Heath Ledger’ın yerini aldı. Filmi izlemeden önce nasıl olacak bu diye merak ediyordum açıkcası. Enteresan bir şekilde olmuş aslına bakarsanız. Hatta Ledger’ın ölümüyle zorunluluktan çıkan bu seçenek belkide filmin orjinal senaryosunda bile yer alabilirmiş.

    Film Terry Gilliam tarafından yönetildi. Öyle çok şaşalı bir şey beklemek yersiz tabiî ki, ama Tim Burton’ın Alice Harikalar Diyarı’ misali Dr.Parnasus’da bizi normal gibi görünen fantastik bir dünyaya götürüyor.

    Film, sözde günümüz Londra’sında başlıyor. Sözde diyorum çünkü öyle gibi görünmekle beraber Dr. Parnassus’un gezici tiyatrosuyla tuhaf bir dünya hissi yaratıyor adeta. Hani Harry Potter filmlerinden alışık olduğumuz tuhaf şekilli nesnelerdeki gibi. Dr. Parnassus (Christopher Plummer) 1000 küsür yaşında, her gece konakladıkları başka bir sokakda açıyor gezici sahnesini. Ekibinde yer alan çığırtkan Anton, seyirci toplamaya çalışıyor. Dr. Parnassus’un 16 yaşına henüz basacak güzel kızı da sahnede güzelliğiyle ilgi çekiyor. Amaç, insanların hayallerini yaşamalarını sağlamak. Özel bir yetenekle insanların aklına ulaşabilen Parnassus, transa geçiyor ve sahnenin ortasında yer alan aynadan geçen konuklara bambaşka bir dünya sunuyor.
    Heath Ledger Dr Parnassus

    Anlıyoruz ki Dr. Parnassus’un bir sırrı var, binlerce yıl önce bir keşişken yoluna şeytan Nick’in çıkışıyla her şey değişmiş. Şeytanla ağız dalaşını ve bahse girmeyi çok seven Parnassus, girdiği bahis üzerine ölümsüzlüğünü kazanmış. Çok uzun süre sonra, hayatının aşkıyla karşılaşınca, bu kez Bay Nick ile tekrar bir anlaşma yaparak gençliğini kazanmış. Ama bunun bedeli çok ağır, kızı Valantine 16 yaşına geldiğinde ruhu şeytan Bay Nick’e ait olacak. Günümüzdeki Parnassus sürekli içki içen, üzgün haliyle hep karamsardır. Kızını Nick’e vermeye yani tahsilata sadece 3 gün kalmıştır. Dr. Parnassus bu dertle uğraşıp gezici tiyatrosuyla ilerlemeye devam ederken günün birinde karşılarına köprüde asılmış bir adam (Heath Ledger) çıkar. Kendine dair hiçbirşey hatırlamayan bu yabancıyı kurtarıp ekibin içine alırlar. Değişik vizyonuyla hem para kazandıracak hem de Valentine’yi kurtaracak fikirler sunan bu gizemli yabancı yavaş yavaş genç kızın da kalbini kazanır.
    Heath Ledger
    Dr Parnassus

    Adının Tony olduğunu öğrendiğimiz yabancının önerileriyle modern hale gelen tiyatroda aynadan geçmek isteyen konuklara kendi hayal dünyalarının kapıları açılır.

    Aynanın arkasında göreceğimiz fantastik yerlerde aslında Heath Ledger’ı görecekken birer birer yerine geçen üç ünlü aktörü görüyoruz. Aynadan Heath Ledger olarak giriyor, ama müşterinin kafasındaki hayale göre yüzü değişen Tony olarak karşımıza çıkıyor. Heath Ledger işte tam bu noktada filme sonradan dahil olan üç ünlü isme dönüşüyor; Johny Depp giriyor önce devreye, sonra başka bir hayalde Jude Law ve en son olarak da Colin Farrell.
    Dr Parnassus Jude Law Johny Depp
    Dr Parnassus Colin Farrell

    Filmin repliklerini dinlediğinizde ölüm kelimesinin ne çok geçtiğine siz de şaşıracaksınız, sanki Heath Ledger’a yol gösterir gibi…

    Film maalesef başrol oyuncusunu kaybederek çok ağır bir darbeyle başladı aslında serüvenine. Bu ağır darbeyi de filmin tam olmamışlığıyla anlayabiliyoruz zaten. Ama yine de Heath Ledger’ın etkileyici performansı ölümünden sonra bile göz dolduruyor…

    Filmde oynamayı kabul eden üç ünlü aktör ; Johny Depp, Jude Law ve Colin Farrell, bu film için aldıkları ücreti Ledger’ın kızı Mathilda’ya bırakmışlar.

    Hayalgücüyle ve sarsılmışlığıyla askıda kalan bu filmi yazmadan edemedim…



    İyi Seyirler…

    YanıtlaSil
  3. ElestirMAN13:44

    Yazık Terry Gilliam'a. Bir sinemacı olarak bu kadar zorluğu, bu kadar şanssızlığı hak edecek ne yaptı? Eminim ki Gilliam, prodüktörlerin, setlerin, oyuncuların ve ekiplerin olmadığı, tek başına çılgın animasyonlarını yarattığı Monty Python günlerine dönmeyi ez az bir kaç kez dilemiştir.






    Gilliam'ın Monty Python'dan ayrıldıktan sonra takip ettiği inişli çıkışlı yönetmenlik kariyeri boyunca katlanmak zorunda kaldığı zorluklar başka sinemacının başına gelmemiştir herhalde. Distopik bürokrasi kabusu Brazil'in yapımcıları ile filmin son kesimi üzerine girdiği kavga o kadar sertti ki, halen Hollywood'un en ünlü savaşlarından biri olarak anılıyor. Brazil'den sonra bütçesi ana karakterin bindiği balon gibi şişip kontrol dışına çıkan Baron Munchausen battıktan sonra Gilliam'ın tehlikeye giren kariyeri, Balıkçı Kral'ın başarısı tarafından kurtarıldı.

    12 Maymun'un da başarısından sonra Gilliam'ın geleceği parlak görünüyordu fakat dağınık olduğu kadar baştan çıkarıcı Hunter S. Thompson uyarlaması Vegas'ta Korku Ve Nefret'in batması Gilliam'ı tekrar çukura soktu. Ardından bitiremediği Don Kişot uyarlaması o kadar çok problemle karşılaştı ki, Lost in La Mancha isimli bir belgesele konu oldu. Şimdi ise yeni filmi Dr. Parnassus'un çekimlerinin ortasında başrol oyuncusu hazin bir ölüme kurban gitti.

    Neyse ki izleyicilerini sihirli perdesinin arkasındaki hayal dünyasına götüren ölümsüz Dr. Parnassus (Christopher Plummer) ile asistanı Tony'nin (Heath Ledger) hikayesinin ağır fantastik yapısı, Ledger'ın bitiremediği sahnelerin Johnny Depp, Jude Law ve Colin Farrell tarafından canlandırılmasına olanak kıldı. Bu sayede Lost in La Mancha gibi bir felaket tekrarlanmamış oldu.

    Gilliam'ın Ledger'ın yarıda kalmış rolünü tamamlamak için yarattığı fikir kağıt üzerinde mantıksız gelebilir fakat görsel olarak aslında gayet işe yarıyor ve ne diyeyim, her ne kadar trajik bir olay yüzünden bu şekilde bitirilmek zorunda kalınmış olsa da, belki de Ledger'ın rolü bitirmesi sonucu oluşabilecek bir filmden daha ilgi çekici ve yaratıcı bir yapım ortaya koyuyor. "Art Through Adversity" (Zorluk Sonucunda Sanat) derler ya...

    Filmde gizemli ve karanlık bir geçmişe sahip Tony'nin gerçek dünyadaki halini Ledger, Joker gibi unutulmaz bir performansa imza atmasa bile gayet düzeyli bir eksantriklik ile canlandırıyor. Dr. Parnassus'un hayal dünyasında ise o dünyaya giren kişinin fantazisinde nasıl bir görüntü varsa Tony, o kişiye dönüşüyor. Bu sayede Depp, Law ve Farrell'in varlığı gayet akıllıca açıklanmış oluyor. Mesela Parnassus'un kızı Valentine, karnaval yaşamından kaçmak için kullandığı Modern Evler Ve Mobilyalar dergisinde Colin Farrell'ın suratını görüyor. Böylece haliyle Tony, Valentine'ın fantazisine girdiğinde Farrell tarafından canlandırılıyor.



    Eğer bu noktada biraz kafanız karıştıysa Gilliam'ın dünyası ile pek haşır neşir değilsiniz demektir. Eğer durum buysa ve filme olan tek ilginiz Heath Ledger'ın son performansını görmek ise size iki uyarım var: Birincisi, Dr. Parnassus, baştan sona buram buram Gilliam kokan, damardan bir Gilliam fantazisi. Eğer yönetmenin animatör geçmişinden kaynaklanan coşkun taşkın absürdist yaklaşımından haz almıyorsanız, Dr. Parnassus'tan uzak durun. Bu film ile karşımızda Balıkçı Kral ve 12 Maymun Gilliam'ı değil, son damlasına kadar Brazil ve Baron Munchausen Gilliam'ı duruyor. Dr. Parnassus, gereğinden fazla uzayan ve karmaşıklaşan hikayesi yüzünden bu dört film kadar başarılı değil, ama özellikle fantezi sekanslarının görkemli görsellikleri ile parlayan, ortalama bir Gilliam eforu.

    İkinci uyarım ise Ledger'ı izlemeye gelenlere: Aklınızda bulunsun ki Ledger, ilk perdede hikayenin gerektirmediği için, filmin finalinde ise ölümü yüzünden Colin Farrell tarafından canlandırıldığı için görünmüyor. Yani bu yüzden Ledger hayranlarına gayet mütevazi bir ikinci perde kalıyor.

    YanıtlaSil
  4. Adsız14:00

    Hollywood’la mücadele eden, onun dışında kalmayı göze alan ve ona kafa tutan yönetmenlerin başında gelir Terry Gilliam. Onun Brazil nedeniyle kopardığı kıyamet bugün bile bir efsanedir; Hollywood’daki ilk filmi olmasına rağmen, oldukça sert bir açılış yapan ve yapımcıların ellerindeki makaslarla kıyasıya savaşan bir çılgındır o. Balıkçı Kral ya da 12 Maymun gibi filmlerde Hollywood yasalarına daha uyumludur belki, ama onu Terry Gilliam yapan filmler daha çok Monty Python ekibi ile gerçekleştirdiği absürd komediler, çılgın bir Beatnik uyarlaması olan Las Vegas’ta Korku ve Dehşet, gelmiş geçmiş en tuhaf baba-kız ilişkisini konu alan Tideland ve elbette ki tatlı-acı Brazil’dir. Gilliam, Hollywood’da verdiği tavizlerin karşısında, elindeki gücü pekiştirmenin yollarını bulmuştur ve Dr. Parnassus bunun son örneğidir.

    Henüz yapım aşamasında korkunç bir trajedi ile darbe alan Dr. Parnassus, hepimizin bildiği gibi merhum Heath Ledger’ın son filmi. Joker performansı ile artık unutulmazlarımıza dahil olan Heath Ledger'ın ismi , hem Terry Gilliam'ın hem de Dr. Parnassus’un bir adım önüne geçmiş gibi. Ama Parnassus hangi hisle izlerseniz izleyin, sonuna kadar bir Terry Gilliam filmi. Heath Ledger elbette filmin renklerinden biri, ama filmin kendisi değil.

    Hayal gücünün dozunu her filminde bir nebze daha arttıran, gişe kaygılarından kendisini tamamen soyutlamış görünen Terry Gilliam, Dr. Parnassus sayesinde aslında kendi sinemasının nereden beslendiğini paylaşıyor bizimle. Gizemli, alkolik, ölümsüz Dr. Parnassus ve onun dört kişilik sirkinin mucizeleri ile ilgilenip ilgilenmemiz, bizim sinema ile olan kendi diyalogumuza bağlı. Gilliam bu dünyanın öyküler üzerinde yürüdüğüne inanıyor ve evrenin hikayelerimize ihtiyacı olduğunu düşünüyor besbelli. Ama bu hikayelerin dinleyicileri konusunda seçici. Kısırlaşmış hayal dünyalarına hapsolan, maddiyat çemberi içinde devri daim yapan , kendi küçük hayatlarına sıkışıp kalan dinleyicilerin kendi filminden zevk alamayacaklarını biliyor. Açık bir iletişim kuruyor seyirci ile; tek işi mağazaları dolaşıp marka ayakkabıları giymek olan kadınların, şiddet dolu oyuncaklardan zevk alan çocukların, maddi çıkar peşindeki adamların Parnassus'un dünyasında neler göreceğini seziyor ve baştan uyarıyor seyircisini: Çölleşmiş düş gücüne bu dünyada yer yok. Var ama yok... Ve aslında kendi filmi ile ilgilenenlerin “azıcık” olduklarının, Parnassus’un hiç bitmeyen öyküsünün artık bugünün insanına yabancı geldiğinin o da farkında.

    Şeytanla anlaşmaya giren ve ona ruh borçlanan Parnassus, IKEA kataloglarındaki yaşamlara özenen kızı Valentina’nın hayatını kurtarmak için planlar yaparken, hayli tuhaf bir rastlantı sonucu karşılarına çıkan Tony’nin onlara sunduğu fırsatı değerlendiriyor. Özündeki kötü kokuları az çok alabildiğimiz Tony, ne ilginçtir ki yine bir Joker... Bir elçi, bir ortam adamı, bir yedek, bir soytarı, bir ulak.. Yüzünü gerçek anlamda hiçbir zaman göremeyeceğimiz bir cambaz. Şeytanın bile uzak durduğu bir jonklör. Bu anlamda Heath Ledger, ikinci bir Joker yorumu ile sahneyi kapatıyor.

    Ledger’ın zamansız ölümü nedeniyle tehlikeye giren film, kıvrak bir senaryo manevrası ile toparlanmış, hatta bu zorluk Gilliam’ın yaratıcılığını körüklemiş. Bir bakıma Gilliam özgün Don Kişot uyarlaması The Man Who Killed Don Quixote’ta aldığı dersleri uyguluyor. Diyebiliriz ki, Tony’nin aynadan geçtiğinde bambaşka suretlerde karşımıza çıkması, güzel sürprizlere gebe.

    Dr. Parnassus, 12 Maymun'dan çok Monty Python: Meaning of Life'a daha yakın. Kadın kılığına girmiş erkeklerden, plastik zengin tiplemelere dek, Gilliam eski günlerini yad ediyor. Hem de bunu Alice Harikalar Diyarı'nın atmosferi ile Monty Python'un eksantrik komedisini birleştirerek yapıyor. Uzun süredir Gilliam’ın mizahını ve onun hüzünle yaptığı tatlı valsi özlüyorsanız, Dr. Parnassus tam size göre. Öykülerimizin şifacısı Doktor Gilliam, kendi hayalhanesinin kapılarını açıyor. Girip girmemek size kalmış...

    YanıtlaSil

Popüler Yayınlar