15 Mart 2014 Cumartesi

Into The Wild izle Özgürlük Asfaltı full izle Özgürlük Yolu izle online izle (2007) Türkçe DUBLAJ

Özgürlük Yolu / Özgürlük Asfaltı filmini izle, Into the wild Filmini Online izleyin, Özgürlük Yolu / Özgürlük Asfaltı full online seyret full izle, Into the wild filmi online izle, Özgürlük Yolu / Özgürlük Asfaltı sinema full HD izle, Özgürlük Yolu / Özgürlük Asfaltı film izle, Into the wild filmini direk izle, Özgürlük Yolu / Özgürlük Asfaltı Filmi seyret full, Özgürlük Yolu / Özgürlük Asfaltı Filmini bedava izle, Film Into the wild hd izle
IMDB Puanı 8.2/10 "Bu Filmi Tavsiye Ediyoruz.."
Yapım:2007 - ABD
Tür:Dram, Macera, Biyografi
Yönetmen:Sean Penn
Senaryo:Sean Penn , Jon Krakauer (Kitap)
Görüntü Yönetmeni:Eric Gautier
Müzik:Michael Brook
Süre:148 dk.
Oyuncular
Emile Hirsch (Chris McCandless) , Marcia Gay Harden (Billie McCandless) , William Hurt (Walt McCandless) , Jena Malone (Carine McCandless) , Onlineizleyin.org, Catherine Keener (Jan Burres) , Vince Vaughn (Wayne Westerberg)
Filmin Konusu
Christopher McCandless üniversiteden mezun olduktan hemen sonra iş, aile ve sorumluluk gibi ağırlıkları geride bırakıyor. Bütün parasını yakıyor ve Alaska’da doğa ile birebir yaşamak için yola koyuluyor.
McCandless, uzun yolculuğu boyunca bin bir tür macera ve bin bir tür insan ile karşılaşıyor. Grand Canyon’da river rafting yapıyor, doğayı kendine ev ediniyor, orta yaşlı bir hippi çift ve özellikle yaşlı yanlız bir adamla unutulmaz birer ilişki kuruyor.
McCandless, iki yıllık yolculuğu boyunca bir kez bile ebeveynleri ve en önemlisi her şeyden çok sevdiğine inandığımız kız kardeşi ile haberleşmiyor...Film hakkındaki olumlu veya olumsuz yorumlarınızı bekliyor, iyi seyirler diliyoruz...

FILMIN FRAGMANI:



15 yorum:

  1. Adsız01:10

    Yalnızlığı en iyi anlatan filmlerden birisi. Kendiniz için yeni bir hayat başlatıyorsunuz. Tüm Sevdiklerinizi belki de sevmediklerinizi ve geçmiş hayatınızı geride bırakıyorsunuz.

    İnsanlardan kaçıp vahşi doğada kendinize bir yer edinmeye çalışıyorsunuz. Fakat gerçek olan hayat bu değil malesefki.İyi bir yol filmi olduğunu söylemek mümkün.

    Gerek yönetmen Sean Penn gerek başrol oyuncusu Emile Hirsch bu film adına oldukça iyi iş çıkardıklarını söylemek mümkün. Aslında yorumlamak eksiklik kalıyor bir şeyleri tam anlatamıyoruz. Yani İnto The Wild anlatılmaz yaşanılır desem yeridir..

    Sean Penne i sevdirmiştir bana bu film harika bir film kendini keşfetme adına yola çıkmış bir gencin hikyesi bu kadarmı mükemmel aktarılır izleyin.Bu arada fülmde güzel alıntılar var bunlardan biride

    Bu noktada Thoreau’dan bir tefsir yapacağım : ” Bana aşk ,para ,inanç ,şöhret ,adalet yerine gerçeği verin .

    Saygılarımla.Notum (8.5)

    YanıtlaSil
  2. Adsız01:11

    Şu acınası hayatlarımızda kaçımız Chris'in yaptığını yapabilir acaba?Sanırım hiçbirimiz.Çünkü henüz kendi yarattığımız hapishanelerimizden çıkacak kadar cesaretli değiliz.Kaçımız istediğimiz hayatları sürdürebiliyoruz?kaçımız aile müdahelesi ve beklentisi olmadan istediğimiz okulların,istediğimiz bölümlerini seçebiliyoruz?Bunları yapamayacak kadar korkak,tembel ve benciliz.Yönlendirmeler,beklentiler,sevmediğin okul,sevmediğin bölüm,sevmediğin bir iş ve belki eş,paha biçilmez özgürlüğümüzü tüm bunlar için satıyoruz işte...

    Chris hiçbirşeye değişilmeyecek kadar değerli olan özgürlüğümüzü hepimiz için yaşamış bir doğa insanı,bir doğa kahramanıdır.İlkel benliği ruhundan fışkıran bir doğa aşığıdır.Ve aslında o hepimiz için bize sunulan sahte hayatlarımızı elimizin tersiyle itip,geride herşeyi bırakıp gitmek isteyeceğimiz diğer kişiliğimizdir.

    Çoğunluk filmin sonunda hüzünlenmiş evet o duygu beni de fazlasıyla sardı ama şöyle düşünmeden de yapamıyorum;doğa ona kucak açmıştı ve son nefesinde doğa anayla kucaklaşmaktan öyle mutluydu ki,bunu yüzünden ve son gözyaşlarından ve kelimelerinden açıkça anlayabilirsiniz,huzurlu ve mutlu bir şekilde ölmek sanırım buydu.

    Bu filmi izlemeden geçen saatlerinize çok yazık etmiş olursunuz,doğa manzaralarıyla ruhunuzu rahatlatacak aynı zamanda hayatınızın gidişatını sorgulatacak nitelikte bir şaheser.

    YanıtlaSil
  3. Adsız01:11

    Hayatın amacının huzurlu bir limana demir atmak olmadığını düşünen bir gencin bilinen mutluluk olgularına (aile bağı,dostluk,para vs) karşı çıkışını anlatan mükemmel bir trajedi.Hikayenin gerçek olması filme ayrı bir atmosfer katmış.Tek kelime ile mükemmel

    YanıtlaSil
  4. Adsız01:11

    İlk önce şununla başlayayım; İnsanın hayata bakış açısını değiştirebilecek yapımlardan biri bana göre belkide en başta olanı.. Beton yapılar arasına sıkışmış insanoğlunun paradan başka birşeyi düşünmediği düşünmek istemediği daha güzel nasıl anlatılabilir..!! McCandless 20.yy eleştiren insan peki 21.yy görsen acaba nereye kaçmak isterdin..? Hiçbir zaman veremeyeceği bir cevap.. Normal olarak şuanda yaşayabilirdi ancak başına o talihsiz olay gelmeseydi..

    Emile Hirsch.. Kademe atladığı bir film olarak görüyorum o zaman 22 yaşında olmasına rağmen.. Bir filme daha oyunculuk bakımından daha neler verebilirdi ki.. Gerçekten çok başarılıydı.. Etkileyici bir oyun çıkarmanın ötesinde, kendisini hikayeye çok iyi oturtmuş ve izleyenlere karakterin özelliklerini, gerçekleştirdiği bu kaçışın nelerden kaynaklandığını anlatmada kendine düşen görevi layıkığla yerine getirmiş.. Fiziksel olarakta bu film için acaip derecede kilo vermiş.. Tabiatta geçirdiği zamanda, bir ara sanırsam antilop sürüsüne yaşlı gözlerle baktığı yüz ifadesi ve tam bir başka hayvanı vuracağı zaman arkasından yavrusunu görünce vazgeçtiği sahneler harikaydı bana göre.. Başrol oyuncusundan girmişken filmdeki oyunculardan biri Kristen Stewart'la ilk tanıştığım film idi..

    Yönetmen ve Müzikler.. Aktör ve yönetmen Sean Penn bu filmde ustaca bir iş çıkarmış.. Müziklere gelicek olursak tek kelime ile Eddie Vedder.. Klişe ama gerçekten süperdi yaptığı her müzik.. Orjinal şarkı ödülüde kazandı film.. Ayrıca film Belgesel tadındaydı.. Harika doğa olaylarıyla, konu iyice harmanlanmış işte film budur denilecek halini almıştı..



    Gerçekte yaşanması insanın hüzünlenmesine neden oluyor ancak sanatsal açıdan filmin çekilmesi çok iyi.. Son sahne filmin en can alıcı noktası.. Halen izlemeyenler için tavsiyem bu filmi mutlaka izleyin.. Gerektiği kadar bu gerçeklere kulak verin.. Mükemmel görüntüler eşliğinde değişik bir yolculuğa çıkmaya ve birkaç defa daha izleyeceğiniz bir yapıma hazır olun.. 8/10..!!

    YanıtlaSil
  5. YENİLENMİŞTİR! iyi seyirler..

    YanıtlaSil
  6. Adsız00:42

    vıdeodakı fılm baska fılm ama galıba karısmıs kontrol etmenızı ıstıyoruz admın !!!!

    YanıtlaSil
  7. Adsız22:27

    film başka lütfen kontrol edebilir miyiz

    YanıtlaSil
  8. YENİLEDİM! iyi seyirler..

    YanıtlaSil
  9. Adsız12:06

    Bu bir film eleştirisi değildir… Bilmelisiniz… Sadece üç gündür, bir kitaptan (Jon Krakauer) Sean Penn tarafından görsel hazza dönüştürülen adına film denen şeyin etkisinden kurtulamamamın yarattığı birkaç kelam etme isteğidir.

    Uyarlamalar genelde kitabı okuyanlar için tehlikelidir. Her okuyan kendine göre en iyisini canlandırır kendi beyazperdesinde. Kitabı okuyan ve daha sonra filmi izleyen birinin yorumları elbette farklı olacaktır ama ben kitabı okumayan kesimden olduğum için sadece film üzerinden gideceğim.

    Film Lord Byron’dan bir alıntıyla başlıyor.

    "Mutluluk uçsuz bucaksız ormanlardadır;
    mutluluk bomboş sahillerdeki coşkudadır;
    insan elinin değmediği bir yerdedir;
    denizin diplerinde ve gürlemesindedir;
    insanları severim,
    ama doğayı daha çok severim..."

    McCandless üniversiteyi yeni bitiren bir genç adam, yaşadığı hayat istediği hayat değil. Can Yücel’in de dediği gibi “Başka türlü bir şey -onun- istediği”… Ebeveynlerinin kavgayla örülü ilişkilerinin ve insanların evrende, doğada ne için var olduğunu unutmalarının Chris’de yarattığı öfke; kaçmak, özgürleşmek isteğini doğuruyor. Her zaman farklı olan bu genç adam okulunu bitirir bitirmez kimseye haber vermeden ortadan kayboluyor. Arabasını bir çölde bırakıyor, bankadaki parasını bir yardım kuruluşuna bağışlıyor, cebindeki paralarını ise yakıyor. Kimliğini ortadan kaldırıyor ve kendine yeni bir isim, soyisim uyduruyor. O artık Alexander Supertremp, kendine süperberduş’luğu uygun gören bir gezgin. Amacı ise sadece Alaska’ya gitmek…. Ne aşk ne sorumluluk ne de başka bir şey umurunda, sadece gitmek sadece özgür hissetmek, insan olduğunu hissetmek…

    Chris’in otostopla devam eden yolculuğunda karşısına çıkan bazı insanlar onun hayatında önemli yer ediniyor ama buradaki bağlılık sahiplenme kavramını içinde barındırmayan gönülden bir bağlılık. Bu noktada tasavvufi bir yönde kazanıyor karakter. En son evinde kaldığı yaşlı adama “Tanrı her yerde, etrafında gördüğün her şeyde, her şeyin bir parçasında, insanlar hayata bakışını değiştirmeli.” dediğinde bu yön bir kuble daha belirginleşiyor.

    Alaska da bulduğu bir otobüste hayatını geçirmeye başlıyor Chris, istediği yerde, keyfediyor. Fakat bu keyif çok uzun sürmüyor yiyecek bulmakta zorluk çekiyor ve gittikçe zayıflıyor. Üzerine geçtiği yerleri kazıyarak resmettiği kemerini gittikçe daraltmak zorunda kalıyor. Okuyor, yazıyor… Zayıflıyor… Zehirleniyor… Dönmesine az kala aklından geçenler – doğa, kitaplar, müzik, komşuma duyduğum sevgi, bunlar benim için mutluluk demek. Ve tabii bunlardan daha önemlisi bir eş bulmak ve belki de çocuklar. Bir erkeğin kalbi başka ne ister- bunlar Chris’in. İşte karakterin tartışmaya en meyil veren noktası. Ortak bir noktada buluşamayacağız ama bana kalırsa Chris bunları zaten biliyordu, sadece doğayı ve özgürlüğü, hesapsızlığı hissetmek istedi, o Alaska’ya ölmeye gitmemişti. Açlıktan saçmalamaya başladığından da değildi düşündükleri. Chris dönecekti, bunu daha oraya giderken biliyordu, sadece hedefine çok iyi kilitlendiği için bazı noktaları düşünemedi. O nehrin döneceği zaman delirmiş olabileceğini nereden bilebilirdi ki! Dönemedi… Dönemediği için de “mutluluk paylaşıldığında gerçektir” diye bir not aldı kitabının bir köşesine. Ve ölümünü bekledi, ölmeden az önce yüzünde beliren “O” ifade ve otobüsün girişine yazdığı notlar mutlu olduğuna inandırdı beni. Ve ebeveynlerini affettiğine… Gerçekte nasıldı McCandless’in yüzünün ifadesi bilemem ama Sean Penn’in görmek istediği ifade benim de hoşuma gitti. Heyecanlandım…

    Belki de doğru kelime Duygulandım’dır.

    YanıtlaSil
  10. Adsız12:06

    Okulunun gözde öğrencisi Christopher McCandless, 1990 yılında mezun olduktan sonra biriktirdiği 24.000 doları bir vakfa bağışlar ve hayatının seyahatine çıkmaya hazırlanır. Orta gelirli bir ailenin oğlu olan Christopher'ın en büyük amacı Alaska'ya giderek oradaki vahşi doğayla iç içe yaşayabilmektir. Christopher çıktığı yolda hayatını değiştirecek birbirinden ilginç karakterle karşılaşacaktır.

    YanıtlaSil
  11. ElestirMAN12:06

    Film 2007 yapımı olup Christopher McCandless 'ın 24 yaşında Alaska'da vahşi yaşam içinde hayatının son bulmasını anlatan bir film. Yönetmen Sean Penn hikayeyi Jon Krakauer'in kitabından direk sinemaya aktarmıştır.

    Filmde Cristopher McCandless (Emile Hirsch) zengin bir ailenin çocuğudur. Anne ve babası para olduğu sürece mutlu olabileceklerini düşünmektedirler. Belli bir yaşa gelene kadar sürekli ailesinin dediği yönde hareket eder. Kolejden mezun olduğunda mutluluğun para ile elde edilmeyeceğinin düşünür. Ailesinin onun yerine karar vermelerini artık istememektedir.

    Kendisi için mutlak mutluluğu bulmak için evden uzaklaşması gerektiğini düşünür. Üniversite okuması için yapılan yüklü birikimi yanına almaktansa bağışlar. Yanında az miktar para dışında ne kredi kartı ne de bir kimlik taşır. Amacı aradığı mutluluğa tek başına ulaşmaktır.

    Mutluluğu arayışında oldukça fazla zorlukla karşılaşır. Bir çok insanla tanışır ve karnını doyurmak için bir çok işte çalışır. Ancak bunları yaparken kafasında çizdiği yoldan hiç ayrılmaz. Mutluluğa ulaşmak için Alaska'ya gitmelidir... Ailesini arkada bırakarak yola çıkmasına rağmen onları düşünmez sadece mutluluğa ulaşmaktır amacı ailesinde bulamamıştır ve yollardadır..

    Bu yolcuğu sırasında çok renkli kişilerle tanışır,hepsiyle çok iyi dost olur. Tanıştığı herkes aklındaki fikirden caydırmaya çalışsa da aklındakini gerçekleştirmek için yoldadır...

    Bu yolculuk sırasında kanoyla Meksika sınırını geçmek gibi çılgın şeylerde yapmaktadır.

    Hayatında sadece mutluluğu şehrin, paranın, arkadaşların ve aileden uzakta olduğunu düşünüp yolculuğa çıkan Cristopher McCandless aslında mutluluğun paylaşıldığı zaman anlamlı olduğunu sonrasında öğrenecektir... 24 yaşında birinin mutluluğu arayışını anlatmaktadır. Oldukça güzel işlenmiş, sıkıcı olmayan ve aslında değerli olan şeylerin anlaşılması için güzel bir film.

    YanıtlaSil
  12. Adsız12:07

    Kurulu düzenden, işleyen çarklardan, kalabalıklar arasında yalnızlıktan, paradan, aşktan, kariyerden hayatımızın çokca kısımlarında kalsa da dem vurmadığımız yoktur içlerinde ve sayısız örneklerinde.
    Bu kısımlar çok yer işgal ediyorlar.
    Peki her yerde hayatımızı idame ettirebiliyorsak neden hala olduğumuz yerde çakılı kalıyoruz?
    Nelerdir bizi bu kadar yalnızlığa sürükleyen?
    Biz özgür olmak istedikçe daha mı çok yalnız kalıyoruz?

    Nedir özgürlük veya kimileri için nedir ki özgürlük?

    Kimileri özgürlüğü anlarda yaşamayı tercih etse de bazılarına yetmeyebiliyor ve anları yakalayabilmek için radikal kararlar verebiliyor, bunun içindir ki göze alabildiklerimiz kadar özgür kalabiliyoruz.

    Geriye dönüp bakmadan, yaşanan olumsuzlukların sizi daha çok ileriye doğru iterken geriye dönüp bakmadan… Anlık özgürlüklerimizin çok az olduğu o geçmeyen zor zamanlarda.
    Hele ki insan beyninin çok çok az bir kısmını kullanabildiği halde unutamadığı mazideki içten bir gülümsemeye dönüp bakmamak.
    Bu kısıtlamayı özgürüm diyebilen hiçbir insan yapamıyor sanırım.

    Geride bıraktıklarımız bir muamma, dönüş yolunda neyle karşılaşacağımız meçhul.
    Özgürlük ve yalnızlık arasındaki o ince çizgide yürümek bunları düşündürtmüyor belki insana ama biz özgür anlarımızı çoğaltırken geride bıraktıklarımızda özgür kalabiliyor mu?

    Chris Mccandless’in gerçek hayat hikayesidir bu. Yönetmen gerçek hayat hikayesinde gerçekten oynarken özgürlüğü yaşayabilecek bir oyuncu bulmuştur kendine o da Emile Hirsch.
    Üstüne düşeni başarmış, kendinden istenenin ne olduğunu bilerek içindeki özgür yanını ortaya koymuş bir oyuncu. Ödülleri kazanmış film müzikleriyle bu konuda da başarıyı yakalamış olan film. Amerikan filmlerinde çokca rastladığımız elinde gitar ve bir mikrofonla bize özgürlüğü biraz daha hissettiren sahnesi ödülü hak ediyor. Ayrıca bu sahnelerden birinde Emile Hirsch’i orjinal sesiyle dinlemenin de keyfine varıyoruz.

    Okulunu başarıyla bitirmiş ve hayatının devamında bu başarıyı devem ettirebilecek gözüyle bakılan Chris Mccandless (Emile Hirsch) herkesin sola bakarken o sağa dönüp inandığın yoldan en büyük amacı olan Alaska’ya giderek vahşi doğayla iç içe yaşamanın macerasına atılır. Yol boyunca birbirinden ilginç ve farklı hayatları onlarla birlikte yaşar. Kiminde evladı olur, kiminde en iyi dostu. Onların hayatlarını etkiler, anılarını canlandırır. Çünkü kimi bir zamanlar onun gibidir, kimiyse onun gibi hiç olmamıştır.
    Bu muhteşem anlatım Alaska’nın soğuğunu Chris Mccandless ile birlikte yaşamanıza nedendir ve bitimi başlangıcı kadar muhteşemdir.

    Özgürlük Yolu;
    Yapımcılığını ve yönetmenliğini Sean Penn’in yaptığı, senaristliğine de Jon Krakauer ile kalem tutan Sean Penn Jon Krakauer’in yazmış olduğu Chris Mccandless’ın maceraları hakkında biyografisini aynı adlı kitaptan uyarlanmış 2007 yapımı sinema filmi.

    Oyuncu kadrosunda Emile Hirsch,Vince Vaughn,Kristen Stewart ve Catherine Keener yer alıyor.
    Film En İyi Kurgu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Hal Holbrook) dalında Oscar’a aday gösterilmiş ve Altın Küre, Environmental Media Awards, Gotham Awards, Kinema Junpo Awards, Mill Valley Film Festival, National Board of Review, Rome Film Festivallerinde ödüller almıştır.
    Ayrıca Eddie Vedder’in hazırladığı film müzikleri Grammy ve Globe ödüllerini almıştır.

    Birçok sorular soran filmde cevapları herkes yaşadıklarında arıyor. Filmde olduğu gibi…
    Affınıza sığınarak ben de size birkaç soru sormuş bulundum. Benim cevaplarım yaşadıklarımda.
    Ama elinizde birkaç soru hazırda var. İyi seyirler.

    YanıtlaSil
  13. Adsız12:08

    Filmi izlerken bitmesini hiç istemedim..minicik yatak odamda filmi izlerken o kadar çok özgürlestim ki,yatagim nehir,perdeler bulut,parkeler ise çayir çimen oldular. Film bittikten sonra evde ne kadar erzak varsa çantami doldurup kaçasım geldi buralardan.2007 yapımı. Ben bu film izlenir diyorum. Filmde ABD’li yazar, düşünür ve çevreci Henry David Thoreau’dan bir alıntı; asktan,paradan,inançtan,ünden,adaletten öte gerçegi ver bana
    filmin müzikleri çok başarılı. Soundtrack albümü arşivinizde yer almalı

    YanıtlaSil
  14. Adsız12:08

    İNSANLARI SEVMİYOR DEĞİLİM. AMA DOĞAYI DAHA FAZLA SEVİYORUM.

    Özgürlüğün bu denli güzel anlatıldığı bir film daha görmedim. Chris Mccandless gibi olmak hangimiz ister? Cesaret edebilir misiniz? Kaçıp gitmeyi… Arkanızda bırakmayı her şeyi… Bırakamazsınız. Neden? Çünkü yapmanız gereken işler var. Ne gibi? Elektrik faturasını ödemek, spor salonuna kayıt yaptırmak, başkalarının kuyusunu kazmak, yalan söylemek, dürüst davranmamak, PARA KAZANMAK, KARİYER YAPMAK...

    Özgür kalamadığınızı hiç düşündünüz mü? Sokakta karşıdan karşıya geçerken bile trafik lambasına bağımlısınız. Yeşil geç, kırmızı DUR! Halbuki doğada bunlarla karşılaşmanız mümkün değil. Orada ne kol saatine muhtaçsınız ne de PARAYA … Ne de trafik lambasına… Kariyer zırvalıkları da yok. Sadece siz varsınız. Yapayalnız . Hayvanlar, çiçekler, böcekler… Her şey DOĞAL .ALLAH’ ın yarattıklarıyla başbaşasınız. Gökdelenler, kuleler yok. Sahi insanlardaki bu yükseklik tutkusu nedir? Kabına sığmamak nedir? “Benim binam 100 metre, senin ki 95 metre… Ben senden büyüğüm ” Bunun gibi komik saçma sapan replikleri eminim duymuşsunuzdur. Bence insan hayatını sorgulamalı, tüm nedenlerini gözden geçirmeli… Bir şeyi yapıyorsa MUTLU OLMAK için yapmalı…

    Filmde dikkatimi çeken bir şey ise baş karakter supertramp’ ın bana benzemesi… Hatta ona söylenen bazı repliklerin aynısını benim de işitmiş olmam.
    “o kadar detaycı olma evlat!Fazla derinlere iniyorsun. O kadar derine inmek iyi değildir derler.” Bunu bana söyleyen hala var. Ben de onlara şaşıyorum. Ot gibi yaşıyorsunuz. Hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Aslında seçimleriniz size ait değil. Başkalarının fikirlerini kendi fikirleriniz sanıyorsunuz. En önemlisi ne biliyor musunuz? Siz hiçbir zaman SİZ OLMADINIZ. HİÇBİR ZAMAN KENDİNİZ OLMADINIZ. MASKECİLER SİZİ…

    Umarım bir gün herkes supertramp gibi düşünür… Supertramp’ ın dediği bir cümleyi geçen de arkadaşıma söylemiştim.

    “YAŞAMAK İSTİYORUM!”

    FİLMDEN EŞSİZ REPLİKLER…

    **Bu noktada Thoreau’dan bir tefsir yapacağım : ” Bana aşk ,para ,inanç ,şöhret ,adalet yerine gerçeği verin .

    **Düşüncelerimi anlatan kelimelerin git gide anlamsızlaştığını farkettim.

    **“Mutluluk uçsuz bucaksız ormanlardadır,bomboş sahillerdeki coşkudadır.İnsan elinin değmediği bir yerdedir,denizin diplerinde ve gürlemesindedir.
    İnsanları severim, ama doğayı daha çok severim…” (Lord Byron)

    **”Denizin tek hüneri şiddetli darbelerdir ve ara sırada olsa, kendini daha güçlü hissetme şansı. Doğrusu, deniz hakkında fazla şey bilmem fakat burada durumun böyle olduğunu biliyorum. Ve yine, hayatta güçlü olmanın çok gerekli değil fakat kendini güçlü hissetmenin önemli olduğunu, en azından bir kere bile olsa kendini tartmanın, bir kere bile olsa kendini, insanın en antik koşullarının içerisinde bulmanın, ellerinizden ve kafanızdan başka size yardım edecek bir şey olmadan kör ve sağır taşla tek başına yüzleşmenin gerektiğini, biliyorum.“(BENCE EN İYİSİ)

    **” İnsan yaşamının mantık ile yönetildiğini kabul edersek, hayatın olasılığı kaybolur. “

    **”Bence kariyer denen şey bir 20. yüzyıl icadıdır ve ben bir kariyer istemiyorum. “

    YanıtlaSil
  15. Adsız23:59

    çook etkileyici bir filim etkisi çok uzun sürüyor izlenmesi şart gibi bişi

    YanıtlaSil

Popüler Yayınlar