13 Mart 2014 Perşembe

Battle: Los Angeles izle Dünya istilası online izle (2010) Türkçe DUBLAJ Battle L.A

Dünya istilası filmini izle, Battle Los Angeles / Battle L.A Filmini Online izleyin, Dünya istilası Los Angeles Savaşı full online seyret full izle, Battle Los Angeles / Battle L.A filmi online izle, Dünya istilası Los Angeles Savaşı sinema full HD izle, Dünya istilası Los Angeles Savaşı film izle, Battle Los Angeles / Battle L.A filmini direk izle, Dünya istilası Los Angeles Savaşı Filmi seyret full, Dünya istilası Los Angeles Savaşı Filmini bedava izle, Film Battle Los Angeles / Battle L.A hd izle
IMDB Puanı 6.4/10
Yapım:2011 ~ ABD
Tür:Aksiyon, Bilim Kurgu, Dram, Gerilim, Macera
Yönetmen:Jonathan Liebesman
Senaryo:Christopher Bertolini
Yapımcı:Neal H. Moritz,Jeffrey Chernov
Görüntü Yönetmeni:Scott Silver
Müzik:Brian Tyler
Dağıtım:Warner Bros
Süre:116 dk.
Oyuncular
Michelle Rodriguez, Aaron Eckhart, Lucas Till, Bridget Moynahan, Michael Pena, Ne-Yo, Taylor Handley, Joey King, Jim Parrack, Michelle Pierce, Nick Jones, Onlineizleyin.org, Jadin Gould, Susie Abromeit, Noel Fisher, Amy Dudgeon, Brandi Coleman, Casey Adams, Chris Whetstone, Cory Hardrict, Gino Anthony Pesi, Kurt Deville, Michael Avmen, Ramon Rodriguez, Taryn Southern
Filmin Konusu
Los Angeles’ ı istilaya gelen yabancılara karşı acil durum çağrısıyla görev başına getirilen deniz kuvvetleri şehri bilinmedik bu yeni düşmanlardan kurtarmak için zorlu bir mücadeleye başlar.Çok iyi görsel efektlerle süslenmiş bir kurtuluş hikayesi. İyi seyirler diliyoruz..

FILMIN FRAGMANI


16 yorum:

  1. Adsız18:15

    Evet, yine bildiğimiz klasik "Amerikan askeri iyidir, Amerika iyidir, dünyayı kötülerden kurtarır, naziler kötüdür, uzaylılar kötüdür" mantığıyla hareket edilmiş bi film daha..

    Konuya bu şekilde bakılınca, yani uzaylılarla amerikan askerinin ne alakası ilgisi varsa işte amerika ne zaman asya ve orta doğu bölgelerine bomba yağdırmaya başlıyorsa dikkat edin o yıllarda hep bu şekilde propaganda filmleri çekilir..

    Bu tarz filmler hakkında hep bi önyargım olmakla birlikte fragmanından da anlayacağımız üzere yine sonu zaferle biten ve amerikan bayrağının göndere çekildiği sonla biteceği muhtemel..

    Bana göre bu anafikir etrafında kurgulanmış filmin çok da estetiği yok..

    İyi seyirler..

    YanıtlaSil
  2. Adsız18:15

    KESİNLİKLE İZLENMESİ GEREKİYOR...BİLİM KURGU,AKSİYON,MACERA,ADRENALİN HER ŞEY VAR.

    İLK BAŞLARDA FLİM BİRÇOK BİRLİK ÜZERİNE GEÇİYOR 20 DK SONRA TEK 1 BİRLİK ÜZERİNDE GEÇİYOR 'DENİZ PİYADELERİ' Aaron UN ROLÜNÜ GERÇEKTEN ÇOK BEĞENDİM MÜKEMMELDİ....

    SON 20 DK SI ADRENALİN ÇOŞTU.... UZAYLILARI MÜKEMMEL YAPMIŞLAR.UZAYLILAR SU İLE ÇALIŞIYOR:)KESİNLİK VEDE KESİNLİKLE İZLEYİN.FİLM DE GEÇEN ŞU SÖZ ÇOK HOŞUMA GİTTİ;

    'GERİ ÇEKİLMEK Mİ?HADİ LAN! DAHA YENİ GELDİK!!

    YanıtlaSil
  3. Adsız18:16

    Oyunu var mı bunun bilen var mı? Ya da önceden oyundu da sonra mı filmini yaptılar?

    Benim begendiğim tarzda bir film değildi.Aşağı yukarı ilk 20 dakika ve son 20 dakika sıkıldım. Ancak ara bölümde aksiyon gerçekten iyiydi. Filmi izlerken bunun oyunu olsa ps çok zevkli olur oyanrım diye düşündüm. Uzaylıları öldürmek keyifli olurdu.

    Film olsa izlenmez, ps olsa oynanır, çok da güzel olur.

    YanıtlaSil
  4. Adsız18:16

    benim aklımın almadığı her filmde uzaylılar müthiş bir teknoloji de anatomik olarak muazzam varlıklar olarak tasvip edilir tüm bilim kurgu filmlerinde ama film sonunda hiç uzaylıların galip geldiğini göremedik nedense en azından bilim kurgu yapımlarında aynı konuyu işliyorsunuz sonu farklı olsun bari

    YanıtlaSil
  5. Adsız18:17

    Konu olarak farklı olmasada aksiyon yönünden örneklerini aşmış bir yapım olmuş. Sırf bu nedenle izlenmeyi hak ediyor.

    YanıtlaSil
  6. Adsız18:17

    Görsel efektler güzeldi ama konu çok basitçe işlenmişti.

    "Doğru karar diye birşey yoktur. Sola gitmeniz sağa gitmeniz fark etmez"

    YanıtlaSil
  7. Adsız18:18

    Senaryonun standart olması nedeniyle çokta mükemmel değildi amma velakin arkadaşlarında dediği gibi görsellik harikulade. Teknolojinin son nimetlerinden yararlanılmış. Aksion bol bol var. Sıkmayan hoş bir film...

    YanıtlaSil
  8. Adsız18:18

    Biraz Saving Private Ryan,biraz War of the Worlds,biraz da Independence Day.Oldu size işte Dünya İstilası:Los Angeles Savaşı.Tipik bir popcorn film.Söz konusu dünyanın,tabii çoğunlukla Amerika'nın dünya dışı varlıklar,uzaylılar tarafından işgali olunca Amerikan deniz piyadelerinin,askerlerinin gözünden izliyoruz filmi.Haliyle Dünya İstilası adlı bu yapımın Amerikan vatanseverliğinin ya da milliyetçiliğinin yüceltildiği,ABD ordusunun kutsandığı bir propaganda filmi olduğunu anlamışsınızdır.Filmin harika özel efektlerle süslü olduğunu söylemeye bile gerek yok aslında.Başarılı ve etkileyici görsel efektlerinin yanı sıra,ses efektleri de gerçekten muhteşem.Teknik olarak fazlasıyla başarılı ve kesinlikle çok iyi çekilmiş bir film Dünya İstilası.Ama hepsi bu kadar.Filmimiz her ne kadar tam bir görsel şölen olsa da zayıf senaryosu ve bilindik uzaylı istilası klişeleriyle sizi bayıyor maalesef.Film boyunca uzaylıların tam olarak nasıl varlıklar olduklarını veya neye benzediklerini net göremiyoruz bir türlü.Gördüklerimiz çoğunlukla robotlar ve işgalci yabancıların savaş makineleri,yok edici hava araçları falan filan.Anlayacağınız film bilgisayar oyunundan farksız.Bu film vizyona girdiğinde,hep birlikte Nato'nun da Libya'ya olan askeri müdahalesini izledik tv ekranlarından.Gerçekten dünyayı istila eden birileri var;ama bu uzaylılar değil maalesef.Filmi izlerken Uzaylıların yerine ABD ordusunu ya da diğer batılı emperyalistleri;filmdeki askerler,Amerikalılar yerine de ABD işgali ya da askeri müdahalesi altındaki ülkelerin masum halklarını koyabilirsiniz.Böylesi daha gerçekçi oluyor hiç kuşkusuz.Bu arada filmin neden Los Angeles'da geçtiğini merak edenler için söyleyeyim;iddialara göre 1942'de,ikinci dünya savaşı yıllarında Los Angeles'da gökyüzünde tarif edilemeyen cisimler görüldüğü ve ABD ordusunun bu cisimlere ateş açtığı söylentiler arasında.Bu olay Los Angeles Savaşı adıyla anılmakta.

    YanıtlaSil
  9. Adsız18:19

    Film baştan sona kadar heyecan dolu abartısız gözünü kırpmadan izlyeceğiniz bir film. Aksiyon sahneleri oldukça başarılı olmuş. Uzun zamandır bu kadar heyecanlı film izlememiştim gerçekten . Tavsiye ederim. Puanım: 8/!0

    YanıtlaSil
  10. Adsız18:19

    Senaryo konusunda bazı arkşlara katılıyorum..Yine A.B.D yine uzaylı.. Adamlar kendi ülkesinde film çekiyor..Tabikide topraklarında yaşanacak senaryo,ordusunda kendi askerleri kendine has duygu ve hareketleri barındıracak film..Bu filmin Hindistan'da a.b.d şirketleri tarafından çekildiğini düşünün..Sizde mantıklı olurmu..?



    Herneyse , yıllar geçsede senaryo biraz değişir ama heyecan ve teknoloji her zman değişir..Türkiyenin film dünyasına değişimi etkileyecek pek olay oluşturamayacağı kesin..O yüzden böyle filmleri izlemek zorundayız..Ha istemeyen özgür bu konuda tabi (: Ama ortada hafife alınamayacak bi emek var..Her yıl benzer filmler çıkar izleyici izler bu süreç böyledir..Kimse senaryoyu baltalamasın..Biz ise yönetmenin,oyuncuların ve diğer ekibin performansını eleştirebilir ve filmi oylarız..

    YanıtlaSil
  11. YENİLENMİŞTİR! iyi seyirler..

    YanıtlaSil
  12. ElestirMAN19:33

    Skyline ile ağızlara bir parmak bal çalmış özel efektçi Colin ve Greg Strause biraderlerin asıl gösterilerini yapacaklarını düşündüğüm ve bu yüzden teaser'larından beri merakla beklediğim Battle: L.A. bu hafta gösterime giriyor. Bu multi milyon dolar bütçeli filmin yönetmeni neredeyse "ucuz ve başarısız korku filmlerinin unutulmaz yönetmeni" olarak ünlenecek Jonathan Liebesman. Film onun kariyeri için bir dönüm noktası olabilir, çünkü The Killing Room ya da Darkness Falls gibi filmlerine nazaran daha göz önüne çıkan bir iş Battle: L.A.

    Yönetmenin eski filmlerinden alışık olduğumuz "gördüğü her iyi numarayı çalma" alışkanlığı bu filmle zirve yapmış diyebiliriz. Afişine baktığınızda bir bilimkurgu gibi duran Battle: L.A., aslında tam bir tür kırması... Black Hawk Down'dan, Independence Day'e, Signs'dan War of the Worlds'e, hatta Saving Private Ryan'a kadar bir dolu filmden araklanmış fikirlerle kotarılmış. Gırtlağına kadar klişeye boğulmuş bu aksiyon pakedinin yönetmenlik stili bile aşırılımış... Battle: L.A., "Michael Bay, Riddley Scott'la birlikte Cloverfield'ı çekerse ortaya ne çıkar" sorusunun cevabı gibi adeta...



    Burada yazıyı iki kanaldan götürmem gerektiğini hissediyorum, çünkü her film herkes için yapılmıyor. Battle: L.A. açık olarak 16-24 yaş arası genç seyirciyi hedef alan, bir hikaye anlatmaktan çok bir deneyim yaşatmaya soyunan ve bunu başarabilen bir film. Seyircisini, hiç vakit kaybetmeden, deniz piyadelerine yaptığı gibi, helikopterlere bindirip sıçak çatışmanın tam ortasına atıyor ve timin bir askeri gibi konuşlandırıyor. Genç seyirci her zaman böyle filmleri sever. 'Genç seyirci'den kastımın erkekler olduğunun da altını çizmem gerekiyor çünkü Michelle Rodriguez'in oynadığı çavuş Elena Santos gibi bir "erkek Fatma" barındırmasına rağmen kadın izleyicilerin kaldıramayacağı kadar testosteron hormonu ile yüklenmiş bir film bu.

    Orta yaşlı ve biraz üzeri sinemaseverlerin filmin propaganda tuzaklarına takılmadan rahat bir izlence yapabilmesi ise imkansız. Kör gözüm parmağına Amerikan milliyetçiliğiyle yıkanmış olan film, neredeyse 2 saatlik bir ordu propagandası ya da askere alma reklamı gibi. Filmin, "eğer iyi eğitim almamışsanız ya da vatandaşlık hakkına ihtiyacınız varsa orduya katılın. Ordu bir ailedir ve sizi koruyup kollayacak insanlara emanet edilirsiniz. Ayrıca süper havalı silahlar ve zırhlı kıyafetlerinizle içinizdeki tüm manyaklığı ortaya çıkaracak fırsatınız olur." gibisinden kuvvetli bir duygusu var ve yapıldığı topraklarda gösterildiğinde bu çağrıya kapılıp hayatını yakacak çok genç insan olacaktır. Filmde tüm askerlerin tertemiz, neredeyse kansız ölmesi ise yaş sınır endişesinden çok, kopmuş kol bacakların, dağılmış beyinlerin tüm bu kandırma çabasını boşa çıkaracağının bilinmesi olsa gerek... Ayrıca canı nereyi isterse işgal edip, sivil kaybını hiçe sayarak sömürgeleştiren bir ülkenin böyle filmlerle kendini ve ordusunu şirin göstermeye çalışması, sivilleri korumayı en önemli önceliği gibi göstermesi (filmde bu kişilerin W.A.S.P. değil de Hispanikler olması hepten sahtekarca) dünya siyaseti hakkında biraz bilgi sahibi olanlar için sinir bozucu bir şaka gibi.



    Bu tür tehlikeli fikirleri önemsemeyen ya da algılamayan genç seyirci için çok eğlenceli ve gürültülü bir 120 dakika vaadeden Battle L.A'ı özel efekt filmlerinden hoşlanan her bünyeye tavsiye ederim ama ABD'nin dünya üzerindeki hakimiyetine sıcak bakmayanların alerjik reaksiyonlar geliştirmesine yol açacak kadar da propaganda içeren bir film. "Boşver propagandayı, aksiyon var mı aksiyon" diyenlere cevabım; filmin bu konuda uzun zamandır karşımıza çıkan en oyalayıcı iş olduğudur. Fakat salondan çıktığınızda aklınızda hiç bir şey kalmayacağına da bahse girerim. Seçiminizi buna göre yapın.

    YanıtlaSil
  13. Adsız14:30

    Ben de bu uçsuz bucaksız evrende bizden başka uygarlıkların olableceğine inanıyorum. Hatta belki bir gün onlarla karşılaşağız. İşte merak uyandıran bu karşılaşma anı, yıllardır Hollywood’a zengin bir malzeme sunuyor. Teknolojimiz henüz onların seviyesine gelemediği için, genelde onlar bize misafir oluyorlar filmlerde. Arada bir E.T. gibi sevimli olanlarına da rastladık hatta. Ama tehditkar uzaylılar daha sık karşımıza çıktı. Özellikle CGI teknolojisinin sunduğu imkanların da yardımıyla, 1996 yapımı “Kurtuluş Günü” filmi ile beraber global tehdit filmleri daha popüler yapımlar haline gelmeye başladı. Gözünü gezegenimize diken istilacı, çirkin (kainat güzelini biz seçiyoruz ne de olsa) uzaylılarla son yıllarda sık sık karşılaştık. Hatta bazıları ürkütücü dev gemilerini dünya yüzeyinin altına saklama cesaretini bile gösterdiler. Aslında global doğal felaketleri de bunlara ekleyecek olursak (dünyamıza çarpan meteorlar, iklim değişiklikleri vs…), bu tip yapımları “dünya felaket filmleri” başlığı altında değerlendirebiliriz. Aşırı şanslı başrol oyuncuları, abartılı tesadüfler veya soğuk espriler katılmadığında doğal felaketleri konu alanlar biraz daha izlenebilir olabiliyor ama şu ana kadarki uzaylı istilaları vasatın oldukça altında kaldılar. Bu durumun en temel sebebi, sanırım her seferinde bilim-kurgu ifadesinin kurmacasını abartıp bilimselliğinin çok arka plana atılması ve klişe sosunun gereğinden fazla kullanılması. Çok basit bir mantıkla, Ay’dan öteye ayak basmamış insanoğlunun, ne kadar yüksek tahribat gücü olan silahlara sahip olduğu malum. Bu durumda, galaksiler arası seyahat edebilen, teknolojisi bizden çok çok üstün, tam teçhizatlı silahlanmış uzaylıların, dünyayı istila etmeye veya teslim almaya niyetlendiğinde atmosferimize bile girmelerine gerek olacağını sanmıyorum. Ama her seferinde yeryüzüne inip delikanlı gibi sıcak temasta bulunma hatasına düşüyorlar ve kahraman Amerikan askerlerini hesaba katmıyorlar.



    Battle: L.A. de Los Angeles şehrini istila eden uzaylılarla bir manga Amerikan Deniz piyadesinin çatışmasını konu alıyor. Film birçok açıdan Kurtuluş Günü ile benzer özelliklere sahip. Espri ve geyik unsurları azaltılmış olsa da genel olarak klişeler çok daha fazla: Şehri yerle bir eden uzaylıları şaşılacak derecede soğukkanlılıkla karşılayan cesur, gözüpek askerler (malum son zamanlarda sık sık karşılaşıyorlar); Hakkında yanlış düşünülen başçavuşun askerlerinin güvenini ve saygısını kazanması (etrafta ateş edecek uzaylının olmadığı her an bu aşırı dramatik konu açılıyor ve filmde ciddi bir yer kaplıyor), birtakım teknik detayları veya stratejik zaafları çözmeden istilaya kalkışan uzaylılar, biraz yabancılık çektikten sonra uzaylılara kök söktüren ve tabii ki önce ülkesini (hatta şehrini) sonra da tüm dünyayı kurtarmak için çabalayan Amerikan askerleri ilk aklıma gelenler. Filmin birçok sahnesinde de rahatlıkla ne olacağını tahmin edebiliyorsunuz.



    Görsel efektler haliyle tatmin edici düzeyde. Bilgisayar teknolojisi sayesinde, bu tip filmlerde yönetmenler artık hiçbir sahnenin çekiminde sıkıntı yaşamıyor. Şehrin harabeye dönmüş geniş plan çekimleri ve uzaylıların sahnelere montajlanması gayet başarılı, ancak çatışma sahnelerinde hareketli kamera kullanılması ve aşırı yakın plan çekimler, o an neler olup bittiği, kimin neyin nasıl vurulduğu anlaşılmadan geçilmesine sebep olmuş.



    Sonuç olarak Batlle L.A. standart istila konusuna farklı bir bakış açısı getirmemiş ve klişeleri olabildiğince bol kullanmış. Konuya ve kurguya fazla takılmadan aksiyon izlemek istiyorsanız veya son moda uzaylı tasarımlarını merak ediyorsanız, keyifli vakit geçirebileceğiniz bir film. Ama konu illa üçüncü türle yakınlaşma olacaksa, şahsen, dost uzaylıların bizi ziyaret etmesini veya insanoğlunun başka gezegenlere seyahatini konu alan filmleri tercih ederim.

    YanıtlaSil
  14. Adsız14:30

    En büyük korkumuz, belki de en büyük merakımız: Uzaylılar var mı? Kimi var der, kimi yok der, kimisi zeki varlıklar olarak değil de mikroorganizmalar olarak evrende yaşamın olabileceğini söylüyor. Hangisi gerçek belki hiçbir zaman bilemeyeceğiz belki de bir anda tepemize çöküp onların gerçekliğini idrak edemeden savaşa başlayacağız. Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı da tam olarak bu konu üzerinde durmaya çalışıyor. Ani bir baskın, meraklı insanların ezilip geçilmesi ve ordunun kahramanlıkları... Ama bu kadar basit değil.



    30 Ekim 1938\'de Orson Welles, H. G. Wells\'in Dünyalar Savaşı isimli kitabının radyo performansını gerçekleştirirken farkında olmadan histeriye kapılan bir Amerika\'ya sebebiyet verdi. Bu oyun o kadar gerçekçiydi ki daha önce hiçkimse radyonun bu kadar etkili bir iletişim aracı olacağını tahmin bile edememişti. New Jersey\'nin ufak bir mahallesinde başlayan Mars İstilası haberi radyo aracılığı ile tüm ülkeye duyurulmuş, ülkenin korkuya kapılmasını sağlamış ve kitle iletişimin gücünü kanıtlamıştı. Dziga Vertov\'un savına göre kitlelerin afyonu olan \"drama\" bu sefer kitlelerin histerisine dönüşmüş, insanların uzaylıları düşünerek korkuya kapılmalarına sebebiyet vermişti. Bu tarihten önce de birçok bilimkurgu filmi vardı, oyunu veya kitabı vardı ancak hiçbirisi bu kadar dikkat çekici olmayı başaramamıştı belki de. Belki de sadece insanoğlunun yarattığı bir şeyden, sanrıdan korkmasıydı olay. Ama Hollywood ve tüm dünya sineması bununla beslenmeye de başlamıştı bir kere. Kimi zaman dünyayı kurtarmaya çalışan uzaylılar çoğu zaman istilacıydı. Hatta biz bile onların gezegenlerini istila etmeye gitmiştik. Ancak net olan bir şey vardı hep bu filmlerde: Uzaylılar daha dürüsttü! Gelip, yokedip, kaynaklarımızı veya beyinlerimizi sömürüp gitmek istiyorlar. Ve bunu en vahşi yoldan yapsalar bile yaptıklarını inkar etmiyor, gerçeği çarpıtmıyor, olabildiğine sabit ve neredeyse robotlaşmış bir şekilde dünyayı ele geçiriyorlar veya bunu denerken ölüyorlar. Her zaman ön saflarda yer edinmiş ve uzaylıları yenmenin yolunu bulan Amerikan deniz piyadelerinin tek amacı ise karılarını, kızlarını son bir kez daha görmekten başka bir şey değildi. İşin duygusal yönünü de hesaba katarak romantik terminatörlere dönüşen askerler, savaş tam kaybedilirken robotlaşmış uzaylıların arasına kahramanca atılarak bir çözüm yolu bulup ülkelerini kurtarmanın gururunu taşırlardı. Ufak bir nüans: Dünyayı değil, ülkelerini. Her zaman bu amaçla hareket ederler, önce biz sonra diğerleri düşüncesi ile dışlarlar ama bir yandan da hepiniz bizdensiniz mesajı vermek adına; aralarına afrikalı, meksikalı, çinli, rus gibi farklı milletten insanları alırlar \"Bakın hepimiz buradayız ve Amerika\'yı kurtarıyoruz\" mesajını verirler. Elbette insan öncelikle kendi evini, mahallesini, şehrini, ülkesini düşünecektir ancak global bir savaş halinde ülke kurtarmak geri kalan yüzlerce ülkeyi yok saymak bu filmlerin klişesidir her zaman. Battle: Los Angeles da bu klişeleri içerisinde fazlasıyla barındırıyor. Aslında ne kadar gerçek hayata benziyor değil mi? Önce kendilerini özgür kıldılar, şimdi de diğer devletleri \"özgür\" kılıyorlar.

    YanıtlaSil
  15. Adsız14:31

    Görsel efektler açısından District 9\'a yakın olan Battle: LA, izleyenlere görsel tatmin sunmak adına elinden geleni yapmaya çalışıyor. Böyle bir istila filminde bunu yapmalarının en büyük kolaylığı ise büyük çatışma sahneleri ve yanmış şehir arka planları. Bu filmde aşırı boyuttu çatışma sahnesi yok veya bu çatışma sahneleri yeterli düzeyde değil. Kimi zaman çarpışmalar fazla yakın plan çekimler sebebiyle hiçbir şey anlaşılmadan bitiyor ve bu kargaşada silah gücü yüksek olan uzaylıların nasıl öldüğü dahi anlaşılamıyor. Evet belki bu kadar yakın planlar, biz izleyicileri de çatışmaların içine sokuyor ancak orada bulunuyorsak nasıl oluyor da ne olduğunu anlamadığımız bir savaştan galip çıkabiliyoruz hiç belli değil. Bir diğer şaşırtıcı durum da yine askerlerin hiçbir şekilde şaşkınlık göstermemeleri. Tek düşündükleri onlara önderlik eden başçavuşun Irak\'ta yaptıkları ile ilgili dedikodular. Filmin ciddiyetinin kaybolduğu anlar olarak büyük yer kaplıyorlar ve o Irak detayının tek sebebi filmin ortasında güven tazelemek. Filmin başında güvenseler ne değişirdi sorusu akıllara gelirken cevap da aslında oldukça basit: Hiçbir şey. Bu tarzda artık sahnelerin ve detayların bol bulunduğu bir film Battle: LA. Ve bu artıklar, filmin devamlılığını neredeyse her an baltalıyor. Dünya elden gitmeye yakın, tek düşünülen tek bir adamın ölüşü ise bunun sebebi duygusallık mesajı verilmek istenmesinden başka bir şey olmuyor. Bu yüzden de önceki paragrafta da dediğim gibi uzaylılar en azından daha dürüst.



    Tüm bunlara rağmen Battle: LA, izlenebilecek ortalama bir uzaylı istilası sunuyor. Özellikle Stanley Kubrick\'in Full Metal Jacket filmindeki \"Is that you John Wayne? Is this me?\" repliğine de gönderme yaparak ustalara saygı duyduğunu belli eden senaristler diğer sekanslar için de aynı şekilde düşünebilselermiş ortaya en azından \"Kurtuluş Günü\" tarzında bir \"bilim kurgu komedisi\" çıkarabilirlermiş. Ve film, bu şekilde çok daha güzel olabilirdi. Zira şu haliyle içerisinde, yanlış yönlere doğru duygusallığı barındırmış askerlerin olduğu bir Amerikan kahramanlık mücadelesinden başka bir şey sunmuyor. Konu yerine bol görsel efekt ve korkutucu (!) uzaylı görmek istiyorsanız Battle: LA sizin için doğru seçim. 2 saatinizi bu filme ayırırken göz önünde bulundurmanız gereken en önemli şey de bu. Ortalama bir uzaylı istilası ancak ortalamanın altında kalan bir senaryo.



    Filmin en ilgi çekici yanıysa sadece adı. Battle: LA ismi gerçekten yaşanmış bir olaya dayanıyor. Zira kimi komplo teorisyenlerine göre (Bilgiler onaylanmadığı için böyle denmeleri normaldir) UFO\'lara ilk kurşunu sıkılan yer Los Angeles. İkinci Dünya Savaşı sırasında Pearl Harbor baskını ile savaşa dahil olan Japonya\'nın, saldırıya geçmesinden endişe edilen Los Angeles şehrinde 24 Şubat 1942 gecesi gökyüzünde beliren ışıklar karartma altındaki şehri aydınlatırken şehri korumak için konumlanan askerlerin, Japon saldırısı sanarak ateş açmaları sonucu ilk teması yaşadığımız söyleniyor. Ertesi gün, güneş yükseldiğinde ortada ne bir japon gemisinin ve uçağının olmaması ancak aynı ışık olaylarının yaklaşık 1 milyon kişi tarafından görülmesi ve saatler süren savunma ateşi ile ışık saçan objelerin uzaklaştırılması olayın gizemini daha da arttırıyor. ABD ordusunun yaptığı açıklama ise klasik bir şekilde uçan ve ışık saçan objelerin meteoroloji balonundan başka bir şey olmadığı. Filmin konusundan çok daha dikkat çekici olduğu kesin bu olayın adını kullanarak yapılan film ise gerçek hikayenin (en azından Battle: LA adının geldiği hikayenin) yakınından uzağından geçemiyor.

    YanıtlaSil
  16. Adsız16:25

    Haftanın aksiyonu bol, savaşın tam içine düşüren filmi ‘Invasion: Battle Los Angeles – Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı’, Melekler Şehri’ni hedef alıyor. Ama bu savaş, başka bir savaş. Film, kimilerince gerçek olaylardan ortaya çıkan bir hikayeden oluşuyor; 1942 yılında Pearl Harbor’un bombalanmasının ardından çalan siren sesleri, bilinmeyene, havada dolaşan garipliklere çalıyor. Askeri uzmanlar fikir ayrılığına düşse de yapımcılar Neal H. Moritz ve Ori Marmur bu konudan iş çıkarmak istemiş, tünelin ucundaki gişe ışığını görmüşler. Böylece senaryolaştırmaktan çekinilmemiş ve bilinmeyen güçlere yani uzaylılara karşı savaşan, yılmayan Deniz Piyadeleri mercek altına alınmış. Filmin yönetmeni Jonathan Liebesman.

    ‘Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı’nda Deniz Piyadeleri’nin, İkinci Tabur, Beşinci Bölüğün (yani başka bir deyişle 2/5), ağdalı cesaretine tanık oluyoruz. Bu tabur gerçekte de var olan ve Deniz Kuvvetleri’nin en çok madalya kazanan taburu. 1. Dünya Savaşı’nda geri çekilme emri aldıklarında, tarihe geçen “Geri çekilmek mi? Asla, daha yeni geldik” düsturlarına filmde de yer veriliyor.

    Nantz (Aaron Eckhart) emekliliğini istemiş, son görevinde askerlerini ölüme terk ettiği dedikodusuyla uğraşan bir askerken, birden kendini bilinmeyen güçlerin istilasının içinde bulur. Kendisine pek de güvenmeyen genç askerlerle birlikte, polis merkezindeki sivilleri kurtarmak için yola koyulan zorlayıcı Nantz ve ekibi, istilanın tam da göbeğine düşer. Böyle bir aksiyon filmi olurda Michelle Rodriguez olmaz mı? Elbette olur, deniz piyadelerinin içinde kendi askeri grubunu kaybetmiş havacı Santos, tek kadın asker olarak ekibe katılır. İşte bu noktadan sonra, neden ve ne zaman geldikleri, neye benzedikleri belli olmayan, ‘biz dostuz’ kavramını yerle yeksan eden istilacı uzaylılara karşı hummalı bir çarpışma başlar. Sanki her adımda yerleştirilmiş kamerayla savaşın içinde olduğunuza kanaat getirebilirsiniz.

    Sonuç olarak ABD ordusunun, genelinde deniz birliklerinin ve özelinde bir avuç taburun cesaretini beyaz perdeye aktaran, buram buram propaganda kokan bir film var karşımızda. Madalya, onur, görev. Bol gürültülü, aksiyonun tavan yaptığı, kurşunların havada uçuştuğu ve elbette kanın gövdeyi götürdüğü ‘Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı’ nda, Jonathan Liebesman’ın adeta sanat yaptığı hiç durmayan kamerası ve işini bilen askeri birliklerin belgeseli andıran adım adım hareketleri övgüyü hak ediyor. Ama o kadar… Bilim kurguyu, savaş filmlerini ve artık çok bilindik de olsa düşmanın uzaylısını severim diyorsanız seçimleriniz arasında yer alabilir. Ancak içini dolduran bir hikâye, amaç, sebep – sonuç ilişkisi beklemek yersiz olur.

    YanıtlaSil

Popüler Yayınlar